Skip to content

Siyasiler eğitime neden önem vermez?

Eğitimin önemi herkes tarafından kabul görse de siyasi tartışmalardaki yeri oldukça sınırlıdır. Partiler genelde eğitim konusuna seçim kampanyası sürecinde az ilgi gösterirler. Bunun ana nedeni ise seçmenlerin eğitimi hayatlarına kısa vadede katkı sağlamayan bir konu olarak görmeleridir.

Bu paradoksun en önemli nedeni eğitim alanındaki gelişmelerin etkilerinin ancak çok uzun sürede görüleceğine dair inançtır. Bugün yaptığımız reformların 20 sene sonra sonuç getireceği düşünülür. Bu düşüncenin arkasında ise eğitimin gençlere yönelik bir aktivite olarak görülmesi ve uzun seneler sürmesinin kanıksanması yatar. Eğitim her yaştan insanı kapsasa, kısa sürse ve gerçek hayata etkisi olan bir aktivite olsa hem halk hem de siyasiler nezdindeki önemi çok daha yüksek olurdu.

Niye sadece gençleri eğitiyoruz?

Teknolojinin yavaş ilerlediği, hayatların kısa olduğu zamanlarda insanları bir kere eğitmek yeterliydi. Günümüzde ise dünya büyük bir hızla değişirken yaşam süreleri de artmakta. Eski meslekler hızla kaybolmakta, yeni yetkinlikler kazanmayan insanlar iş hayatında zorlanmakta. Bu yüzden modern bir eğitim sisteminin sadece gençlerle sınırlı kalması düşünülemez.

Ancak devlet gençlere dahi iyi eğitim vermekte zorlanırken, bütün vatandaşların aynı anda, sürekli olarak eğitilmesi bugünkü sistemle mümkün değildir. Bu yüzden eğitimler işin yanında sürdürülebilecek şekilde kısa ve gerçek hayata yararı olacak şekilde tasarlanmalıdır. Özellikle yapay zekânın da kullanımıyla hem çok daha etkili hem de düşük maliyetli bir eğitim sistemi kurup, bütün halkın hizmetine sunabiliriz.

Eğitimlerin bu kadar uzun sürmesine gerek var mı?

Uzun ve teorik eğitimler eskiden sadece varlıklı ailelerin çocukların yararlandığı bir lüks iken ülkeler zenginleştikçe nüfusun gittikçe daha büyük bir kısmını kapsar bir hale geldi. Ancak kazanılan yetkinlikler, akılda kalan yararlı bilgiler yerine gidilen okullar ve eğitimin uzunluğu ön plana çıktı. Eğitim süresi insanların statüsünü yükselten bir prestij objesi haline geldi.

Eğitimin uzun sürmesi kaliteli olduğu anlamına gelmez, aynı uzun bir yazı veya konuşmanın daha anlamlı olmadığı gibi. Tam tersine, gereksiz bir uzunluk dikkat dağıtır ve önemli konulara yoğunlaşmayı zorlaştırır. Bir de bunun üstüne eğitimi uygulamadan uzak, teorik tutmak, gerçek öğrenmenin çok düşük olmasına yol açacaktır. Kısacası eğitimle geçen sürenin çoğunluğu büyük bir zaman kaybına dönüşecektir.

Zaman ise, hızla değişen dünyamızda sahip olduğumuz en değerli varlık haline gelmiştir. Bu nedenle eğitimleri mümkün olduğu kadar uygulamalı ve kısa tutup, sürekli (yaşam boyu öğrenme) hale getirmek zorunludur.

Ana sorumuza geri dönelim- eğitime yapılan yatırımlar kısa vadede fark yaratabilir mi?

1 senede aranılan meslek sahibi yapmak

Uzun süren eğitimlerin gerçek hayattaki getirisinin çok düşük olduğunu biz kendi işimizde gözlemledik. Online ve canlı eğitimle yazılımcı yetiştirdiğimiz eğitim kurumundaki öğrencilerimiz arasında üniversitelerin bilgisayar mühendisliği bölümlerinin mezunları da yer alıyor. Bu öğrencileri 6 ay içinde, 4 sene okudukları üniversitenin yapabildiğinin ötesinde iş hayatına hazırladık.

Zaten birkaç istisna hariç bütün meslekler için senelerce teorik eğitimlerle okullarda vakit kaybetmek yerine daha hızlı bir şekilde işe başlayıp, gerçekten uygulamalı olarak öğrenmek çok daha verimli olacaktır. 6 aylık temel bir eğitimin ardından 6 aylık bir iş (ya da staj) tecrübesine sahip bir insanın yetkinliğinin 4 sene boyunca bütün zamanını okulda geçiren birinin ilerisinde olması doğaldır.

Temel eğitimleri yapay-zekâyı da kullanarak daha kısa tutmanın yanında, şirketlerin ihtiyacı olan deneyimleri edinmelerini sağlamak gerekir. Stajlar eğitimlerin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Eğer stajyerleri destekleyecek, onlara vakit ayırabilecek sayıda deneyimli çalışan mevcut değilse, öğrencilerin şirketlerin istekleri doğrultusunda uygulamalı proje yapması desteklenmelidir. Öte yandan eğer ülkemizde bazı alanlarda öğrencileri eğitecek çalışan eksikliği var ise, devlet yurtdışından bu tür uzmanları öğrencilere danışmanlık yapmaları için getirebilir. Örneğin yazılım sektöründe 1000 yetişmiş kişi senede 100 bin öğrenciye destek verebilir.

Yazılım sektörü hızlı ve uygulamalı eğitim için özellikle uygun olsa da diğer alanlarda da eğitim süresini azaltıp, iş hayatına hazırlığı arttırmak mümkündür. Genel olarak üniversitelerin 4 sene sürmesi için herhangi mantıklı sebep yoktur. Bazı istisnalar dışında en fazla 1–2 sene süren temel eğitimin ardından öğrenciler iş hayatına atılmalıdır. Ancak eğitimle ilişkileri hiç kesilmemeli ve sürekli olarak bir öğrenme sürecinin içinde bulunmalıdırlar.

Eğitim sürelerini radikal olarak kısıp, yapay-zekâlı online eğitimlerden yararlanarak aynı anda çok daha fazla vatandaşımızı eğitebiliriz. Örneğin ülkemizin yılda yetiştirdiği yazılımcı sayısını 10 katına çıkarabiliriz. Ayni şekilde data analiz, dizayn ve birçok alandaki teknik personeli 6 ay temel ve 6 ay uygulamalı eğitimlerle çalışmaya hazırlayabiliriz. Böylece her sene yüzbinlerce vatandaşımıza çok kısa süre içinde dünyada aranılan meslekler edindirebiliriz.

Kısa sürede halkın temel yetkinliklerdeki açıklarını kapatmak

Dünyada ve Türkiye’de, eğitim sistemlerinin yetersizliği nedeniyle halkın önemli bir bölümü okuma, yazma, matematik gibi alanlarda yetkinliğe ulaşmadan mezun olur. İş hayatına atıldıktan sonra da bu konularda kendilerini geliştirmekte zorlanırlar. Ayrıca temel finans bilgileri, bilgisayar kullanma, internette araştırma yapma ve İngilizce bilgisi gibi birçok konudaki eksiklerini kapatmak mümkün olmaz.

Araştırmalara göre yetişkin eğitiminde (eğitime katılmalarını engelleyen) en büyük sorun olarak zaman azlığı ve eğitim maliyeti görülmektedir. İnsanlar işlerinden ve aile hayatından kalan vaktin azlığından yakınmaktadır.[1] Bunun yanında eğitime en ihtiyacı olan insanların ücretsiz olanaklardan habersiz olduklarını da gözlemliyoruz. [2]

Vakit sorununu çözmek için eğitimlerin mümkün olduğu kadar online yapılması ve kısa tutulması gereklidir. Erişebilirliği kolaylaştırmak için eğitimlerin çoğunluğu cep telefonu üzerinden de katılabilecek şekilde tasarlanmalıdır. (Türkiye’de kullanıcıların yüzde 94,3’ü cep telefonuyla, 62%’s ise bilgisayarla internete bağlanıyor[3].)

Ayrıca Avusturya’nın yaptığı gibi çalışanlara eğitim için ücretli zaman hakkı tanımak yararlı olacaktır. Örneğin çalışanlar işteyken her hafta 2 saatlerini eğitime ayırarak düzenli bir eğitim sürecinin içerisine girebilirler. Uzun vadede çalışanların 4 gün çalıştığı ve bir gün eğitim gördüğü bir sistem öngörüyoruz.

Eğitime ihtiyacı olan insanları onlara sunulan imkanlardan haberdar etmek için sosyal medya kanallarını kullanmak gerekecektir. Türkiye’de 2023 itibariyle vatandaşların 73%si sosyal medya kullanıyor [4] ve hedef kitlesine yönelik reklamlarla onlara ulaşmanın maliyeti düşük olacaktır. Sosyal medya kullanmayan insanları da sivil toplum örgütlerinin desteği ve halk eğitim merkezlerinin daha etkili kullanımıyla dijital yetkinlik kazanmaları için eğitebiliriz.

Yetişkin eğitiminde bir diğer büyük sorun ise insanların eğitime katılma, öğrenme motivasyonlarının yetersizliğidir. Çoğunluk eğitime başlamakta bile zorlanırken, başlayabilenlerin eğitimi tamamlama yüzdeleri genelde çok düşüktür (örneğin online eğitimlerde 10% civarındadır. [5])

Burada nudging-dürtüleme yöntemleri kullanılması gerekecektir. Öncelikle öğrenme alışkanlığı olmayan yetişkinlerin bu konuda ilk adımı atmasına odaklanmalıyız. Buna sadece 5 dakika süren eğlenceli bir eğitimi herkesin almasını sağlayarak başlayabiliriz.

Eğitim içeriklerinin öğrencilerin isteklerini ve ihtiyaçlarını yansıtması özellikle yetişkin eğitiminde önemli rol oynar. Eğitimler insanların hayatlarını kolaylaştıran ya da ilgi duydukları konuları kapsamalıdır. Öğrencilerin ne işlerine yarayacağını anlayamadıkları eğitimlerin başarısı düşük olacaktır.

Örneğin okuduğunu anlamayı geliştirmeyi hedefleyen bir eğitimde öğrencinin normalde okuduğu sosyal medya paylaşımlarına benzer yazılar kullanılmalıdır. Matematik eğitiminde günlük hayattaki alışveriş, ya da faiz hesapları yararlı olacaktır.

Eğitimleri kişiselleştirerek öğrencilerin eğitime başlama ve devam etme motivasyonunu arttırabiliriz. Bunu bir yandan öğrenci hakkında devletin sahip olduğu bilgileri kullanarak (E-devlet) bir yandan da öğrencinin kendisine daha fazla seçim hakkı tanıyarak yapabiliriz.

Öğrenme motivasyonunu arttırmanın bir diğer yolu da öğretirken eğlendirmektir. Eğitim bugünkü gibi insanları zorlamak zorunda kaldığımız bir işten ziyade, insanların keyif aldığı, boş vakitlerinde yapmak istedikleri bir aktivite haline gelmelidir. Örneğin halkımızın İngilizce seviyesini dizi seyrederken dil öğreten uygulamalarla bir üst seviyeye taşıyabiliriz. Uzun vadede bütün eğitimlerin bilgisayar oyunlarına benzer bir şekilde verilmesini amaç edinmeliyiz.

Son olarak, öğrencilerin seviyelerinin güvenilir bir şekilde ölçülmesi ve eğitimi başarıyla bitirenlerin sertifika ya da diploma almasını sağlamalıyız. Öğrenilenlerin ciddi sınavlarla kontrol edilmesi ve eğitimin başarıyla bitirme yüzdelerinin halka açık olması gerekir. Örneğin Fransa’daki PIX platformu dijital yetkinliklerin test edilmesini ve doğrudan işverenlerle paylaşılmasını sağlıyor. [6] Ayrıca Açıköğretim’de yaptığımız hataya düşmeyip online eğitimlerde de standartları yüksek tutmamız çok önemli olacaktır.

Öğrenciler temel yetkinliklerdeki açıklarını kapattıktan sonra yeni bir meslek edinmelerine kadar giden bir öğrenim sürecinin içine girmeliler. Hangi meslek için hangi eğitimlerin alınması gerektiği kolay anlaşılır olması. Örneğin Estonya her işin gerektirdiği bilgi ve yetkinlikleri bir milli yeterlik sistemi çevresinde tespit ederek, kamuoyu ile paylaşıyor[7].

Özetlersek: vatandaşlarımız e-devlette kendilerine uygun ücretsiz online eğitim önerileri alacaklar. İçerikler mümkün olduğu kadar kişiselleştirilerek öğrencinin ilgi duyduğu konuları kapsayacak. Öğrenme deneyimi eğlence faktörü göze alınarak tasarlanacak. Eğitimler çok temel konulardan başlayıp, öğrencileri adım adım yeni bir meslek sahibi olmaya kadar götürebilecek. Devlet yasal düzenlemeyle eğitimlerin işin yanında yapılabilmeleri için zaman ayrılmasını sağlayacak. Ayrıca hem sosyal medya hem de basını kullanarak halkı eğitim olanakları hakkında bilgilendirecek. Geri kalan insanlara ulaşmak için de sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapacak.

Ülkemizde böyle bir eğitim seferberliği ilan edip, herkesin senede bir kere de olsa severek öğrendiği kısa eğitim programlarını bitirmesini sağlarsak sadece 3–4 sene içinde halkımızın bilgi ve yetkinlik seviyesini arttırabiliriz. Daha da önemlisi- vatandaşlarımıza kendilerini durmandan geliştirme alışkanlığını kazandırabiliriz.

Düzeni, saygıyı ve hoşgörüyü geri getirmek

Eğitimin önemini küçümseyen insanlar genelde halkın mantalitesinin değişmesinin çok uzun zaman aldığını iddia ederler. Bu düşüncede gerçeklik payı vardır, ama eksiktir. İnsanları isteklerinin dışında değiştirmek zordur, ama istedikleri yönde değiştirmek mümkündür. Örneğin bugün (2023 itibariyle) Türkiye’de sokaklarda düzensizlik ve saygısızlık çok yüksek seviyede. Trafik kurallarına uyulmadığı gibi, saygı ve hoşgörü de eksik.

Öte yandan insanlarımızın çoğu bu durumdan rahatsız olduğunu, düzen ve saygıya özlem duyduğunu belirtmekte. Ancak herkes ilk adımı başkalarından beklemekte ve kendileri de kurallara uymayarak sorunun bir parçası haline gelmekteler.

Bu sorunun çözülmesi için atılması gereken ilk adim devletin kendi koyduğu kuralların uygulanması için kararlık göstermesi ve çabalarını arttırmasıdır. Burada maliyet kesinlikle sorun değildir, gerekecek ekstra personelin masrafları kurallara uymayanların ödediği cezalar sayesinde kolayca karşılanacaktır. Devlet bir yandan yaptırımların etkisini arttırırken bir yandan da halkın desteğine başvurursa çok kısa süre içinde kural bozucular küçük bir azınlık haline gelecektir.

Kültüründe saygı ve disiplin olmayan bir halk bu tür bir değişim geçiremez, ama Türkiye’de bu halen mümkündür. Yeter ki devlet ilk adımı atsın, halk gerisini getirecektir. Kapalı yerlerdeki sigara yasağı tecrübemiz bu konuda iyi bir örnektir. Özellikle ilk yıllarda bu yasağın toplum tarafından uygulanma oranı Avrupa’daki birçok ülkenin ilerisinde olmuştur. [8]

Bu saygı kültürünü geri getirmede iktidar partisi üyeleri ve hükümetin rolü büyüktür. Devlet gücünü arkasına alan insanlar eğer kurallara uyar, saygılı ve hoşgörülü davranırlarsa, halk da onları örnek alacaktır. İnsanlar söylenileni değil de yapılanı taklit ederler. Bu çocuk eğitiminde olduğu gibi, yetişkinler için de geçerlidir.

Görüldüğü gibi eğitim sadece okullarda ve öğretmenler tarafından verilmez- siyasilerin halkın mantalitesini değiştirmek için insanlara örnek olarak yapabilecekleri çok şey vardır. Bu sadece saygı, hoşgörü ve düzen alanında değildir. Örneğin olumlu düşünme ve yapıcılık da okulda değil, gerçek hayatta öğrenilir.

Eleştirmek yerine alternatif çözümler yaratan, başkaları hakkında kötü konuşmak yerine yapacakları işlere odaklanan siyasi bir hareket Türkiye’de iktidara gelirse birkaç sene içinde insanlarımızın hayata bakış açısı ve davranışları olumlu yönde değişecektir.

5 sene içinde yepyeni bir Türkiye

Yukarıdaki örneklerden görüldüğü üzere eğitim odaklı politikaların meyvesini çok kısa sürede dahi görmek mümkündür. Ayrıca eğitim alanındaki gelişmeler ekonomi, güvenlik ve adalet gibi alanlardaki ilerlemenin ön koşuludur. Örneğin yeterince yazılımcı, mühendis ve girişimci yetiştirmeden ekonomi alanında sürdürebilir başarı elde etmemiz mümkün değildir.

Bu yüzden ülkemizin gerçekten büyük bir atılım yapmasını istiyorsak, eğitimi diğer konulardan üstte konumlandırmalıyız. Atatürk’ün dediği gibi “hükümetin en verimli ve en önemli görevi eğitim işleridir”. Eğer bugün Türkiye istediğimiz yerde değilse bunun en önemli nedeni siyasilerin eğitime gereken önemi vermemeleridir.

Burada gerçek vatanseverlere düşen görev eğitime öncelik veren, devletin en önemli görevi olarak gören siyasi hareketleri bütün güçleriyle desteklemek ve iktidara gelmelerini sağlamaktır.

Hiç kuşkumuz olmasın- nitelikli genç vatanseverler tarafından kurulan eğitim odaklı siyasi bir hareket iktidara gelince birkaç sene içinde ülkemizin çehresini değiştirip, insanlığa ışık tutacak bir Türkiye’nin temellerini atacaktır.

Dr. Yaşar Attila İlman

Türkiye-İleri Platformu

Artık sorumluluk almamızın zamanı geldi. Beraber geleceğin Türkiye’sinin temellerini atalım.

Kaynaklar

[1] https://www.oecd-ilibrary.org/sites/6b688082-en/index.html?itemId=/content/component/6b688082-en

[2] https://www.oecd-ilibrary.org/sites/6b688082-en/index.html?itemId=/content/component/6b688082-en

[3] https://www.garantibbva.com.tr/blog/turkiyede-internet-ve-sosyal-medya-kullanim-istatistikleri-2023

[4] https://www.garantibbva.com.tr/blog/turkiyede-internet-ve-sosyal-medya-kullanim-istatistikleri-2023

[5] ]) https://www.oecd.org/coronavirus/policy-responses/the-potential-of-online-learning-for-adults-early-lessons-from-the-covid-19-crisis-ee040002/

[6] https://www.oecd.org/coronavirus/policy-responses/the-potential-of-online-learning-for-adults-early-lessons-from-the-covid-19-crisis-ee040002/

[7] https://www.oecd-ilibrary.org/sites/6b688082-en/index.html?itemId=/content/component/6b688082-en

[8] https://www.euronews.com/next/2023/08/15/smoking-in-cars-which-countries-have-banned-it-and-what-are-the-rules-across-europe

Makaleler

Çocuk sayısı nasıl arttırılır?

Çocuk sayısı nasıl arttırılır? Bu yazıda gelişmiş ülkelerde (Türkiye dahil) çocuk sayısının düşmesin…

Seçim Sonrası Türkiye ve İleri Platformunun misyonu

Türkiye’yi 20 sene geriye götürmek başarı sayılmaz. 2024 yerel seçimleri bir sonraki genel seçimlerd…

Türkiye´nin Enerji Notu

Notumuz: 7/10. Türkiye son zamanda enerji alanında büyük atılımlar yapmış olsa da tüketimimizin çoğu…

Türkiye-İleri Özet Bilgi

Türkiye-İleri Platformu nedir? Türkiye’nin önünü açacak reformları hayata geçirmek için yeni yetenek…

Yeni siyasi akımın ilk seçimde iktidara gelmesi

Türkiye’de bugün yeni siyasi oluşumların köklü partilerin önüne geçmesini mümkün kalan birçok faktör…